***HACİM KÜTLE ***

•Şubat 14, 2007 • Yorum Yapın

HACİM KÜTLESİ (Özgül Ağırlık, Yoğunluk)

UNI tablolarına ve Uluslararası anlaşmalara göre, özgül ağırlık ya da yoğunluk terimleri yerine hacim kütlesi teriminin kullanılmasına karar verilmiştir. Terazi ile ölcülmüş olan kütle, hacim ile bölünür.

Hacim Kütlesi = Kütlesi/Hacim

Tek olarak M.Ö 5 y.y ‘ da Erodot aynı hacme sahip beyaz altın, gümüş ve saf altının ağırlıklarının farklı olduklarını tespit etmiştir. Netice itibariyle hacim kütlesi kavramı çok eskilere dayanmaktadır.

Hacim Kütlesinin Değişik İfadeleri:

a) Hacmi bir santimetre küp, yani bir mili litre olan bir nesnenin gram cinsinden ağırlığıdır.

b) Bir nesnenin aynı hacme sahip 4 C’ deki sudan kaç kat ağır olduğunu belirten rakamdır.

c) Bir desimetre karelik alanda bir mikronluk (milimetrenin 1000′ de 1′ i) kalınlığın elde edilmesi için gerekli olan santigramdır. Bu tanım özellikle altın ve gümüş kaplamada geçerlidir.

Nesnelerin hacim kütlesi ısı ile değişir, bu nedenle rakamlar dereceler ile birlikte verilir. Belirtilmediği hallerde 20 C’ deki değerler kastedilmektedir.

Erimiş maddenin soğumasında meydana gelen külçe, aynı maddenin haddelenmiş halinde farklı bir değere sahiptir. Bu fark çok büyük olmadığından pratik uygulamadarda dikkate alınmaz. Tabloda birkaç örnek sunulmuştur. Sıvı haldeki bir metalin hacim kütlesinin katı halinden düşük olması ilginçtir. Sonuç olarak metaller eritildiğinde daha ağır olan katı parçacıklar dibe çökebilir. Bu nedenle karıştırma işlemi kesinlikle gereklidir.

Kadmiyum, Hacim Kütlesi = 8,370

Gümüş, Hacim Kütlesi = 9,510

Altın, Hacim Kütlesi = 19,296

Bakır, Hacim Kütlesi = 8,217

Kurşun. Hacim Kütlesi = 113005

Çinko, Hacim Kütlesi = 6,480

Kalay, Hacim Kütlesi = 7,184

Civanın ağır, aliminyum hafif olduğu söylendiğinde, hacim kütleleri hakkında bilgi verilmektedir, yani civanın yoğunluğunun aliminyumunkinden ağır olduğu belirtilmek istenmektedir. Bir kuvvet tarafından itilen bir nesnenin hacim kütlesi ne kadar düşükse, katedeceği yol o kadar uzun olur. Bu yöntem elin kullanılmadığı ve yoğunluğun göz kararı kestirilmesi gerektiğinde kullanılır. Örnek olarak, başın hareketleri sonucunda çok sallanan küpelerin plastik veya küpelerin sallanması çok daha azdır.

Düşük hacim kütleli nesneler terazinin küçük ağırlıklarında kullanılır. Nedeni ise hacimleri büyük olacağından tutulmaları daha kolay olacaktır. Genelde aliminyum kullanılır. Diğer ağırlıklar içinde pirinç kaplı kurşun kullanılır.

Pratiği arttıkça kuyumcu bir nesnenin hacim kütlesine eli ile karar verebilir. Sadece dokunma ile beyaz altını platinden, bunlarıda diğer metallerden ayırabilmektedir. Beyaz altını platinden, bunlarıda diğer metallerden ayırabilmektedir. Beyaz altın ile paladyum arasındaki fark belli olmamaktadır. Ancak 750′ milyemlik altının hacim kütlesi paladyumunkinin 3 katıdır.

Günümüzde kuyumcu 750 milyemlik altınla 500′ lük altını eli ile tartarak anlayabilmektedir. Zamanla edinilen bu alışkanlık değişik avantajlar sağlamaktadır. II. Dünya savaşında birkaç kuyumcu kıymetli metal kıtlığını fırsat bilerek altın kaplı adi metal külçelerini pazarlayan dolandırıcıların tuzağına düşmemiştir. Gözün el ve beyine hacime göre ağırlığın ne olması gerektiğini söylemesi şarttır. Boru ve delikli külçeler gibi hacmi tam olarak anlaşılmadığı durumlarda işler zorlaşmaktadır. Bu durumlarda kuyumcunun ölçme yapmasının öğrenmesi gerekmektedir. En yüksek hacim kütlesine platin ailesine mensup olan osmiyumda ve iridyumda rastlanmıştır.

Azalan Hacim Kütlesine Göre Metaller

Osmiyum 22,5

İridyum 22,42

Platin 21,37

Altın 19,3

Wolfram 18,6..19,1

Uranyum 18,7

Tentalyum 16,6

Cıva 0 C 13,596

Cıva 20 C 13,546

Radyum 12,30

Paladyum 12,16

Rutenyum 12,06

Talyum 11,86

Toryum 11,3..11,7

Kurşun 11,34

Gümüş 10,42..1053

Bizmut 9,8

Molibden 9,6

Nikel 8,6..8,9

Kobalt 8,9

Bakır 8,30..8,95

Kadmiyum 8,64

Demir 7,86

Mangenez 7,42

Kalay 7,30

İndiyum 7,28

Çinko 7,14

Krom 6,92

Antimon 6,68

Zirkoniyum 6,4

Galiyum 5,9

Vanadyum 5,86

Arsenik 5,75

Germanyum 5,46

Titanyum 4,5

Berilyum 3,5

Aliminyum 2,699

Bor 2,5

Berilyum 1,84

Magnezyum 1,74

Hacim kütlesinin bilinmesi her zaman kalpazanlığı ortaya çıkaramaz. Örnek olarak tungsten (wolfram) ve altın değer olarak çok yakın olduklarından ilk metalin altın kaplı külçesini ayırmak çok zor olup değişik bilimsel metotlar gerektirir.

1977 yılının Mart ayında Frankfurt Gümrüğünde 11 gram altın kaplı 100 gramlık tungten külçeye rastlanmıştır. Kimyasal yoldan tüm kalınlığın incelenmesi ile emin olunabilir.

ÖLÇME

Hacim kütlesinin ölçme metodunu ilk oraya atan Arşimed aynı zamanda ilk olarak bir kalpazanlığıda ortaya çıkarmıştır. Nitekim Siraküs Kralı II. Gerone’ nin Kraliyet tacının tamamen altın olmadığını tesbit etmiştir. Yıl M.Ö 240′ ta.

Hacim kütlesinin değerli taşlarıni incelenmesinde büyük önemi vardır. Tek kolu olan ve hidrostatik terazi olarak bilinen bir çeşit terazi ile ölçülür.

Sıvıların hacim kütlesinin ölçülmesi için bir cam silindirle bir yoğunluk metre gerekmektedir. Yoğunluk metre üst tarafında ölçekli bir çubuğu bulunan cam bir nesne olup, doğrudan hacim kütlesi okunabilmektedir. Bazıları derece cinsinden okunmakta olup bunlara Baume denir.

İki gruba ayrılırlar: Sudan daha ağır ve amonyak gibi sudan daha hafif sıvılar. Bu aygıtlar özellikle deneyler, kıymetli metallerin rafinesi ve galvanize için gerekli olan asitler için kullanılır.

KUYUMCULUKTA HACİM KÜTLESİ TESBİTİ

Terazi Metodu İle

Hacim kütlesi nesnesinin ağırlığı ile yer değiştiren suyun ağırlığı oranıdır. Terazi ile ağırlığı ihmal edilebilir bir naylon iple asılı maddenin kütlesi tartılır. Aynı tartı işlemi asılı aynı maddenin bir bardak suya batırılmış halde iken gerçekleştirilir. Ağırlık değişimi yer değiştiren suyun ağırlığı olacaktır. Bu iki değerin birbirlerine bölümünden hacim kütlesi bulunur.

Susuz (Rr) ve sulu (Rc) ağ kütleleri tartılıt. Ayrıca ağlı sulu (Tr) ve susuz (Tc) tartılar gerçekleştirilir. T değerleri toplamı ifade ederler: 1) Ağ + nesne havada 2) Ağ nesne suda. Nesnenin havada ve suda ağırlığı Tr-Rr ve Tc-Rc dir. Bunları Pr ve Pc ile ifade edebiliriz. Hacim kütlesi ise:

Pr/Pr-Pc = nesnenin ağırlığı/ yerdeğiştiren suyun ağırlığı.

Terazi ve Beher Metodu İle

Pikometre (diger adı beher) üzerinde hacmin mililitre cinsinden ifade edildiği bir cam kaptır. Büyük nesnelerin girebileceği şekilde iki kısımdan oluşmaktadır.

Toz, talaş, damla ve granül halindeki metaller için kullanılabilmektedir.

a) Nesne katıdır.

b) Boş ve kuru beher tartılır.

c) Eğer şekilde gösterilen beher kullanılırsa 20 C’ de ml ya da 10gr saf su içerir. Nesne behere yerleştirilir, yeniden tartılabilir (boş beher-nesne)

d) Azami değere kadar saf su doldurulur. 10 ml ile olan fark nesnenin ağırlığı olacaktır.

e) Nesnenin: ağırlığı ile eksik suyun ağırlığı bölünür ve hacim kütlesi hesaplanır.

HİDROSTATİK METODUN UYGULANMASI

Hacim kütlesinin iki metalden oluşan alaşımların ayarının tespitinde kullanılmaktadır. Bu metoda hidrostatik denmektedir. Kimyasal analizin verdiği değerler kadar kesin olmamakla birlikte kullanışlı bir yöntemdedir. Özellikle numune alınması mümkün olmayan durumlarda kullanılır.

Metodun dayandağı prensip şudur: Bir alaşımın ayarı, hacim kütlesi 1000’lik metalin hacim kütlesine ne kadar yakınsı olursa 1000′ e kadar yakın olur. Gümüşün hacim kütlesi 10.5 Bakırın eklenmesi hem 10.5′ i hemde ayarı düşürür, çünkü saf bakır ancak 8.9′ a ulaşabilmektedir. Eğer hacim kütlesi 8.9′ u aşmıyorsa, gümüş yok demektir ve malzeme 1000′ lik bakırdır.

 

ÜREME BÜYÜME VE GELİŞME

•Şubat 13, 2007 • 4 Yorum

CANLININ ÖZELLİKLERİ VE GELECEĞİNDEN SORUMLU YAPI: Canlının ortak özelliklerinden biri de çoğalmadır. Canlılar nesillerini sürdürebilmek için çoğalırlar. Çoğalma olayına, üreme de denir. Üreme, canlıların kendilerine benzer yeni bir canlı oluşturmasıdır.
Çoğalma (üreme) olayının temel amacı türün sürmesini sağlamaktır.

CANLILARIN KENDİLERİNE BENZER CANLILAR OLUŞTURMASI:
Eşeyli üreme: Eşeyli üreme, üreme hücreleri olan dişi ve erkek gametlerin birleşmesiyle olur. Bu üremede erkeklerdeki sperm hücresi, dişilerdeki yumurta hücresini döller. Döllenmiş yumurta hücresi (zigot) gelişmesini tamamlayarak yeni bir birey oluşturur. İki değişik gametin birleşmesiyle olan bu üremeye, eşeyli üreme denir.
Çiçekli bitkilerin hepsinde eşeyli üreme görülür. Kara ve suda yaşayan hayvanların çoğu eşeyli olarak ürer.
Eşeyli üremede sperm ve yumurta hücreleri “n” sayılarda birleşerek “2n” sayıda kromozom taşıyan zigot oluşur. Zigot gelişerek embriyoyu oluşturur. Embriyo da gelişmesini tamamlayarak yavru canlıyı oluşturur.
Eşeyli üreme ile değişik gen kombinasyonlarındaki gametler birleştiği için canlılarda çeşitliliğin oluşması sağlanır. Eşeyli üreyen canlılar, ortam koşullarındaki değişmelere çok çabuk uyum sağlar. Canlının uyum özelliği artar.

 

DİŞİ ÜREME SİSTEMİ

 

ureme.jpg

 

Erkek ve kadın üreme sistemi anatomisi ve fizyolojisi birbirinden oldukça farklı yapılardan oluşmuştur. Ayrıca erkeğin üremedeki rolü kadına göre daha basittir.

Kadın üreme sistemi

Kadın üreme sistemi, erkek üreme sistemine göre daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Dişi üreme sistemi dişi üreme hücresi olan yumurta üretimini, döllenmeden sonra zigotun taşınması, beslenmesi ve gelişen embriyonunun korunmasını sağlar. Ayrıca meme bezleri salgısı ile doğumdan sonra bebeğin beslenmesi sağlanır.

Organizasyonu

Dişi üreme sistemini meydana getiren organlar dış ve iç üreme organları olarak iki kısımda incelenir.
Dış üreme organlarının tümüne birden vulva adı verilir. Bunlar; büyük ve küçük dudaklar, klitoris, kızlık zarı ve vajina girişidir.
İç üreme organları; vajina, rahim (uterus), yumurtalıklar (overler) ve fallop tüpleri,

İç üreme organları

Vajina

Üretra ve mesanenin arkasında ve rektumun önünde yer alır. Rahim ile dış ortam arasındaki bağlantıyı sağlayan boru şeklinde, esnek ve 8-10 cm kadar olan bir organdır. Vajinal duvar düz kaslardan ve fibroelastik bağ dokusundan oluşur.
Cinsel birleşmenin olduğu yerdir. Cinsel birleşme sırasında vajina penisin girişini kolaylaştırmak için serviks bezlerinden gelen müköz salgılarla kayganlaştırılır.
Vajina asidik bir ortama sahip olması sayesinde bakteriyel infeksiyonların önlenmesinde de önemli yere sahiptir.
Doğum sırasında bebek buradan geçerek dünyaya gelir.

vajina.jpg

Rahim (uterus)

Mesanenin arka kısmında ve rektumun önünde yer alan şeklinde kasl ve bağ dokusundan oluşmuş bir organdır. Yaklaşık 7-8 cm uzunluğunda, 40-50 gr ağırlığında olan bu organ tersine duran bir armut görüntüsüne benzer. Geniş olan üst kısmına fundus, alt kısmına ise serviks denir. Fundus uterin tüplerinin açıldığı, serviks ise vajinaya açılan kısımdır.

uterus.jpg

Uterus dıştan içe doğru 3 tabakadan oluşur;
En dış tabaka perimetriumdur ve uterusu iki geniş ligamentle pelvisin yan duvarlarına tutturur.
Orta tabaka olan miyometrium kaslı bir yapıya sahiptir. Doğum sırasında bu kaslı yapı sayesinde gerçekleşen kasılmalar bebeğin geçişini kolaylaştırır. Ayrıca miyometrium kadın orgazmında da kasılır.
En iç tabaka ise endometriumdur. Bu tabaka her ay çocuğun yerleşmesi için östrojen hormonu etkisi ile kalınlaşır. Progesteron hormonu ise zigotun alınmasını ve beslenmesi için gerekli olan hazırlıkları sağlar. Her bir siklus sonunda gebelik olmazsa aylık kanama (menstruasyon, regl, adet kanaması) şeklinde dışarı atılır. Kanam sonucunda endometrium kendisini yenilemek için yeni bir siklusa başlar.

Bebeğin anne karnındaki gelişimi uterusta olur. Gebelik döneminde uterus bebeği, çevresindeki sıvıyı bebeğin büyümesine imkan sağlayacak şekilde barındırır ve büyüyerek tüm karın boşluğunu kapsar.

Fallop tüpleri (uterin tüpleri)

Uterusun iki yanından çıkıp yumurtalıklara doğru uzanan bu tüpler 10 cm uzunluğunda olup yumurtalıklardan atılan yumurtayı ovaryumdan uterusa (rahime) iletir. Bu yumurtaların erkek üreme hücresi tarafından yakalanıp döllenmesi tüplerde gerçekleşir ve döllenmiş yumurta da bu tüpler aracılığıyla uterusa iletilir.

Yumurtalıklar (ovaryum)

Rahmin her iki yanında yer alan, gri-pembe renkli, badem şekilli yassı ve oval 6-8 gr ağırlığında iki organdır.

Ovaryumun başlıca fonksiyonu yumurta (ovum) ve dişi eşey hormonları olan östrojen ve progesteron üretmektir. Ayrıca hipofizin ön lobundan salgılanan folikül stimüle edici hormonu kontrol eden ihibini (baskılayıcı) salgılar.

Dış üreme organları

Dış üreme organlarının tümüne birden vulva adı verilir.

Büyük dudaklar (labia majör)

Vulvanın dışındaki en belirgin kısımdır ve ik kalın deri katlanması şeklindedir. İçlerinde ter ve yağ bezleri, kan damarları ve sinirler bulunur. Puberteden sonra burası kıllanır.

Küçük dudaklar (labia minör)

Büyük dudakların hemen altında yer alan iki küçük deri kıvrımıdır. Vajina girişini çevreleyen bu kısım kılsız, ince ve kan damarlarınca zengindir.

Klitoris

Vulvanın üst kısmında, küçük dudakların bittiği yerde bulunur. Klitorisin hemen altında idrar deliği, onun da altında vajina girişi bulunur. Kan damarlarının yoğun olarak bulunduğu klitoris, cinsel birleşme esnasında sertleşip duyarlılığı sağlayarak kadın orgazmında önemli rol üstlenir.

Kızlık zarı ( himen)

Vajina girişinden hemen sonra yer alır. Bağ dokusu ve damarlardan oluşmuş bu zarın dayanıklılığı kişiden kişiye değişmektedir. İlk vajinal cinsel ilişki sırasında zarda zedelenme ve yırtılma olur. Bu esnada bir miktar kan gelir. bazı kızlarda bu zar çok sağlamdır ve bazen doğum yapana kadar yırtılmayabilir.

Adet Döngüsü

Adet döngüsü ergenlik dönemiyle başlayıp menopoz dönemine kadar devam eden bir süreci kapsar. Ergenlik döneminde beyinden gelen uyarılarla yumurtalıklardan östrojen ve progesteron denilen ve adet döngüsünü düzenleyen hormonlar salgılanır. Ergenlikle beraber yumurtalıklarda doğuştan var olan yumurtaların her ay biri olgunlaşarak vücuttan atılır. İlk adet görme yaşı kişiden kişiye değişir ve 9 ile 16 arası herhangi bir yaşta görülebilir.

folikul.jpg

Rahim iç yüzeyinde her ay olgunlaşmış yumurtanın , gelip yapışmasına ve buradan beslenmesi için damarlanmasını sağlayacak bir tabaka oluşur (endometrium) ve eğer döllenme yoksa bu duvar görevini tamamlayıp yerini alttan gelen yeni dokuya bırakarak dökülür, rahimden dışarıya atılır. Her ay aynı şekilde tekrarlanan bu işleme adet kanaması (menstrüasyon, regl, aybaşı) denir.
Bileşik bir hormon grubu tarafından işareti verilen ve beyin tarafından kontrol edilen bu süreç, genellikle gebelik hariç, her ay gerçekleşir. Kadınlar, yeni bir yumurtanın oluşmasından önce adet görürler.
Bir adet döngüsü ortalama 28 gündür fakat, bu kişilere göre değişebilir. Adet döngüsünün 21 ile 35 gün arasında olması normaldir. Adet döngüsü, çeşitli uzunluklarda olabilir.

ERKEK ÜREME SİSTEMİ

Erkek üreme sisteminin dış organları penis, skrotum ve testislerdir. İç organlar ise vas deferens, üretra, prostat bezi ve seminal veziküllerdir. Erkeğin genlerini taşıyan sperm testislerde yapılır ve seminal veziküllerde depolanır. Cinsel ilişki sırasında sperm meni adı verilen bir sıvının içinde vas deferensten sertleşmiş penise taşınır.

Penis

Penis hem cinsel birleşme, hem de idrar boşaltma organıdır. Penis başı, ince bir zarla çevrilmiş süngerimsi yapıdadır. Penis başının deri rengi koyu olup, uç kısmında idrar deliği bulunur.penis.jpg,

Penis gövdesinin büyük bir bölümü erektil (sertleşebilen) dokudan oluşan üç silindirik alandan (sinüsler) meydana gelir. Büyük olan iki alan (korpus kavernosum) yanyanadır. Üçüncü sinüs olan korpus spongiosum (süngersi cisim) üretranın çevresini sarar. Bu alanlar kanla dolunca penis büyür, dikleşir ve sertleşir (ereksiyon).

Skrotum (Erbezi kesesi, torbalar)

Skrotum penisin alt kısmında yer alan, içerisinde yumurtalar ve sperm kanallarının bir kısmının bulunduğu ince kırışık derili kesedir .
Testisleri sarar, korur, darbelerde ve sıkışmalarda yumurtaların zarar görmesini engeller.
Skrotum testisler için bir ısı kontrol sistemi olarak görev yapar; spermlerin normal gelişmesi için testislerin vücut sıcaklığından biraz daha düşük ısıda (35ºC) olması gerekir. Skrotum duvarındaki kaslar gevşeyip kasılarak testisler için uygun ısıyı sağlarlar

Testisler (Erbezleri, yumurtalar)

Skrotumun içinde bulunan testisler bir kordon vasıtasıyla vücuda bağlanmışlardır. Bu kordonun içinde damarlar, sinirler ve sperm kanalı bulunur. Testisler sperm yapımı ve testosteron (başlıca erkek seks hormonu) sentezini gerçekleştirirler.

sperm.jpg

Vas deferens (Meni kanalı)

Epididimden spermi alıp taşıyan kordon benzeri bir kanaldır.

vazdeferens.jpg

Her bir testisten çıkan kanal prostatın arkasından yukarı çıkar ve üretraya girerek ejakülasyon kanallarını oluşturur. Vas deferense paralel giden kan damarları ve sinirler gibi diğer yapılar bir arada sperm kordonunu oluşturur.

Epididim

Testislere bitişik olan epididim yaklaşık 6 metre uzunluğunda bir tüp yumağıdır. Testislerden spermi alır ve spermin olgunlaşmasına elverişli bir ortam yaratır. Sol testis sağdakine göre biraz daha aşağıdadır.

Prostat bezi

Pelviste mesanenin hemen altında yer alır ve üretranın orta bölümünü çevreler. Genellikle ceviz büyüklüğünde olan bu bez yaşla birlikte büyür. Prostat ve üstündeki seminal veziküllerde spermin beslenmesini sağlayan bir sıvı yapılır. Bu sıvı spermin ejakülasyon sırasında içinde bulunduğu salgı olan meninin hacminin büyük bir bölümünü oluşturur. Meninin içerdiği diğer sıvılar vas deferens ve penis başındaki müköz bezlerden gelir.

Üretra (İdrar Yolu)

Bu kanal idrarı mesaneden aşağı taşıyan idrar yolunu ve üreme sisteminde meninin dışarı atıldığı bölümü oluşturur.

 

 

 

:)Mutluluk ve :(Mutsuzluk

•Şubat 10, 2007 • 3 Yorum

 

 

Kütle ve Ağırlık Arasındaki İlişki ve Fark

•Şubat 10, 2007 • 2 Yorum

KÜTLE VE AĞIRLIK

Bir cismin kütlesi, bulunduğu yere , sıcaklığa ve basınca bağlı değildir.

Cisimler serbest bırakıldıklarında yere doğru düşmelerinin sebebi , yerin cisme uyguladığı çekim kuvvetidir.

 

 Ağırlık:

Bir cisme etki eden yer çekimi kuvvetine ağırlık denir.

 

Ağırlık G  ile gösterilir. Birimi Newton veya dyn dir.Ağırlık birimi ile kuvvet birimleri aynıdır. Ağırlık vektörel  veya yönlü bir büyüklüktür. Kütle ise skaler veya yönsüz bir büyüklüktür.

 

 

 

G=m . g      g = 9,81 m/s2    g @ 10 m/s2     g = 1000 cm/s2              g     Yer çekim ivmesi (yer çekim sabiti)

 

 

 

Örnek :  Kütlesi 5 kg olan cismin ağırlığı ne kadardır. (g=10)

 

Çözüm :

 

   G = m . g =5 . 10 = 50 Newton

 

 

 

Bir cismin ağırlığı bulunduğu yere göre değişir. Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe ağırlık artar. Yeryüzünden yükseklere doğru çıkıldıkça yerin çekim kuvveti azalır. Ağırlık dinamometre ile ölçülür. Kütle ve ağırlık birbirinden farklıdır. Bir cismin kütlesi yeryüzünde Ay’da  yada başka bir gezegende tartılırsa hep aynı sonuç bulunur.Aynı cismin ağırlığı farklı yerlerde ölçüldüğünde farklı sonuçlar bulunur.

 

 

 

Örnek : Yeryüzünde 50 Newton olarak ölçülen bir cisim başka bir gezegende 150 Newton olarak ölçülüyorsa o

 

              gezegenin çekim ivmesi ne kadardır.  (gyer=10 m/s2 )

 

 Çözüm :

 

 Gyer=m . gyer       50 = m . 10     m = 50 / 10 = 5 Kg

 

Gezegen = m . gezegen      150 =5 . gezegen       gezegen=150 / 5 =30 m/s2  olur.

 

Veya

 

 ( m = Gyer  = Ggezegen              50 / 10 =150 / ggezegen         ggezegen = 30 bulunur

 

              gyer           ggezegen

 

       Öz Ağırlık : Bir maddenin birim hacminin ağırlığına denir.

           Öz Ağırlık = Ağırlık / Hacim = G / V

          Newton’un Genel Çekim Kanununa göre her hangi iki cisim birbirini kütlelerinin çarpımıyla doğru orantılı aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı bir kuvvetle  çeker.

 

 

 

           F  =   G.m1.m2                         G = 6,67 . 10-11 N.m2/ kg2      (çekim sabiti)

 

                        R2

 

 

Kütlenin Ölçülmesi

 

 

Kütle ölçümünde eşit kollu terazi kullanılır. Bilinen en eski terazi Mısır’da M.Ö. 5000’lere ait bir mezarda bulunmuştur.

 

 Eşit Kollu Terazi

 Terazi dengede ise

 

Sol taraftaki toplam kütleler=Sağ taraftaki toplam kütleler

[ Binici (Sürgü) genellikle sağ tarafta bulunur.Sol tarafta bulunmaz diye bir kural da yoktur , aynı anda her ikisinde de bulunabilir...Binici kefeye en yakın iken kaç grama denk gelmişse binicinin her bölme aralığı veya duyarlılığını bulmak için bölme sayısına böleriz. ]

Örnek1 :Eşit kollu bir terazinin sol kefesine M kütlesi sağ kefesine 19 gramlık kütle konuluyor.0,1 grama duyarlı sağ koldaki binici 7. bölmede olduğunda denge sağlandığına göre M kütlesi kaç gramdır

Çözüm1:

 

              M=19 + 7 . 0,1 =19 + 0,7 = 19,07 gram

 

Örnek2 :Bir eşit kolu terazinin sağ kefesine M kütlesi sol kefeye 17 gramlık bir kütle konuyor. 0,2 grama          duyarlı sağ taraftaki binici 8. bölmede iken denge sağlanıyorsa M kütlesi kaç gramdır.

Çözüm2:

 

                 17 =M + 8 . 0,2       17 = M + 1,6       M=17- 1,6 = 15,4 gram

 

Örnek3 :Bir eşit kolu terazinin sağ kolundaki binicinin üzerinde bulunduğu çubuk 10 eşit bölmeye ayrılıyor.Binici Sıfırıncı (0.) bölmede iken terazi dengededir. Binici 10. bölmeye götürüldüğünde denge bozuluyor. Tekrar dengeyi sağlamak için sol kefeye 4 gramlık bir kütle bırakılıyor. Binicinin  her bölmesi kaç grama denk gelir.

Çözüm3:

 

10      bölme  4 gram ise

 

1   bölme    X       olur

 

 

 

             X=4 / 10 =0,4  gram

 

Örnek4 : Bir eşit kolu terazide sağ kefeye kütlesi 30 gram  olan cisim  konuluyor. Sol kefeye de 44 gramlık kütle konuluyor. Sağ koldaki binici  7. bölmeye getirilince denge sağlanıyor.Terazideki bölmeler kaç grama duyarlıdır.

 

Çözüm4:

 

                  44 =30 + 7 . X        44-30 = 7 . X       14 = 7 . X        X=14 / 7 =2 gram.

 

 

 

Örnek5:Eşit kolu terazi her iki şekilde de dengede olup binici 1 grama duyarlı olduğuna göre  Y cisminin kütlesini bulun.

 

 

Çözüm5:    X = 5 + 6 . 1                      Y= X + 4 . 1          

                 X =5 + 6 =11                       Y = X + 4          Y = 11 + 4 =15 gram

 

 

 

 

 

 

 

 

Örnek6:Eşit kollu terazi her iki şekilde de dengede olup binici   1 grama duyarlı olduğuna göre X ve Y’ nin kütlesini bulun.

 

 

Çözüm6:

                  3Y= X + 2        (şekil1)                    3Y = 2Y+2+2       y= 4       olur.

 

                  X = 2Y + 2       (şekil2)

 

                                                    X =2Y+2   den    X = 2 . 4+2         X = 10    bulunur.

 

                                                              

 

        

 

Örnek7:Eşit kollu terazi her iki şekilde de dengededir ve binici 1 grama duyarlı olduğuna göre M ve P nin kütlesini bulun.

 

Çözüm7 :

                 M = P+4        (şekil1 )  3P =2 (P+4) +3 =2P+8+3 olur.   P =11 gram bulunur.

 

                 3P= 2M +3    (şekil2)                           M =P+4   ten  M=11+4 =15  gram olur.

 

 

Örnek8 :

 

 

 

Eşit kollu terazi her üç şekilde de dengededir ve binici 1 grama duyarlı olduğuna göre üçüncü terazideki binici kaçıncı bölmededir.

 

 

 

 

 

Çözüm8: K=M+4  (şekil-1)     ,      M=Y+3 (şekil-2)     ,     K=Y+X  (şekil-3)

 

                K =M+4                          X=K-Y=M+4-(M-3) =M+4-M+3 =  7 gram bulunur.

 

                Y =M-3   

 

                X =K-Y                             

 

                                   veya 2. Yol                   K=M+4=Y+3+4=Y+7           

 

                                                           Y+7 = Y+X   ten        X = 7 bulunur.

 

 

 

 

            Örnek9 : Şekildeki sol kefeye M kütlesi sağ kefeye 19 gramlık kütle konuyor.0,1 grama duyarlı sol binici 7. bölmede , 0,4 grama duyarlı sağ binici 3. bölmede olduğuna göre M kütlesi kaç gramdır.

 

 

 

 

Çözüm9:

                    M + 7 . 0,1  =19 + 3 . 0,4            M+ 0,7 =19+1,2         M=20,2 – 0,7 = 19,5 gram

 

 

 

Örnek10 : Eşit kollu terazide sol  kefeye M kütleli  cisim  sağ kefeye 50   N ağırlığında bir cisim konuyor.0,3 Kilograma  duyarlı sağ koldaki binici 7. bölmede iken denge sağlandığına göre M kütlesi kaç gramdır (g=10)

 

 

 

Çözüm :  G=m2. g         m2= 50 / 10 =5kg                M= m2 + 7. 0,3 = 5 + 7 . 0,3        M=5+2,1= 7,1 kg                                                                  

 

            

Eşit Kollu  Olmayan  Terazi

         Bu teraziye hatalı terazi de denir. Burada kollar birbirine eşit değil.

 

m= Cismin Gerçek Kütlesi

 

m1, m2 =Cismin sağ ve sol kefelerdeki kütleleri                 m= (m1*m2 )1/ 2     olur.     veya                        olur.                                                             

 

Örnek : İki kollu eşit olmayan bir terazide bir M  cisminin kütlesi kollardan birinde  20 gram diğerinde 80

              gram olarak ölçülüyor. M  cisminin gerçek kütlesi ne kadardır.    

Çözüm:

 

                M=(m1 . m2)1/2 =(20 . 80)1/2 =(1600)1/2 = 40  gram  olur.

 

 

Örnek : Gerçek kütlesi 20 gram olan bir cisim hatalı terazinin bir kefesinde 40 gram olarak ölçüldüğüne göre  

               diğer kefesinde kaç gram olarak ölçülür.                             

Çözüm:

 

               M=(m1 . m2)1/2         20= (40 . m2)1/2      400 =40 . m2    m2=400 / 40 = 10  gram                                                     

 

 

 

 

Kütlenin Korunumu:

Sisteme hiçbir   madde girip çıkmadıkça bütün etkileşmelerde toplam kütle değişmez. Buna kütlenin korunumu kanunu  denir.

 

EİNSTEİN’ E GÖRE KÜTLE VE AĞIRLIĞIN İNCELENMESİ

Einstein’ın özel röativite teorisi. Birbirine göre sabit hızda (ivmesiz) hareket eden sistemlerdeki olayları açıklar. Bu sistemlerdeki iki olayın birbirine göre durumlarını inceler. İki koordinat sistemi düşünelim: Birincisi hareketsiz bir koordinat sistemi olsun ki buna Galile koordinat sistemi adı verilir. İkincisi sabit hızla hareket eden bir koordinat sistemi olsun buna da Loretz koordinat sistemi adı verilir. Galile koordinat sisteminde Newton yasaları geçerlidir. Lorentz koordinat sisteminde de aynı yasalar geçerlidir ama Galile koordinat sisteminde bulunan bir gözlemci için, Loretz koordinat sistemindeki bir fiziksel olay aynı yasalarla açıklanamaz. Bu iki koordinat sistemi rölatif olarak birbirine göre hareketli olduğu için burada ki gözlemciler farklı fizik yasaları kullanmak durumundadırlar. Bu iki koordinat sistemindeki dönüşümler Lorentz tarafından ortaya konulmuştur. Hendrik Antoon Lorentz (1853-1928) Hollandalı bir fizikçidir. Özel Relativiteye göre zaman, hareket, kütle, uzunluk rölatiftir.

 

Bunları açıklayalım:

 

Bir nehir üzerinde bir köprünün ortasında durduğunuzu ve altan akmakta olan suya gözlerinizi ayırmadan baktığınızı düşünün, kısa bir süre sonra suyun durduğunu ve kendinizi hareket halinde sanırsınız. Aynı olayın benzerini, bir metro istasyonunda da yaşarsınız, yandaki vagonun hareketini, kendi vagonunuz hareket etmiş gibi algılarsınız. Boş bir uzayda bir uzay gemisi ile saatte 10.000 km hızla uçtuğunuzu düşünelim. Burada akla gelen ilk şey neye göre sorusu olacaktır.

 

Bir hareketin tanımı için mutlaka bir referans noktası göstermek gerekir. Uzayda hareketsiz bir nokta olmadığı için, durağan bir noktaya göre hareket tanımlanamaz ancak referans noktasına göre rölatif bir hareket tanımlanabilir. Diyelim ki dünyaya göre hareketimizi tanımlıyoruz. Bu arada bir başka uzay gemisi de yine dünyaya göre saatte 20.000 km hızla hareket hareket etsin.

 

Bu uzay gemisi sizin yanınızdan geçtiğinde neler düşünülebilirsiniz.

 

1-) Saatte 10.000 km hızla bir uzay gemisinin, sizin duran uzay geminizin

 

yanından geçtiği söylenebilir.

 

2-) Diğer uzay gemisinin durduğu ve sizin uzay geminizin 10.000 km/h

 

hızla geriye doğru gittiği iddia edilebilir.

 

3-) Bir başka referans noktası varsa; her iki uzay gemisinin de hareketli olduğu ve diğer uzay gemisinin sizinkinden daha hızlı olduğu gözlemlenebilir.

 

Bir demiryolu üzerinde hareket eden tren ve trenin içinde hareket eden bir yolcu düşünelim. Klasik mekanik kurallarına göre hareket halindeki kişinin yere göre hızı

 

V = V1 + V2’dir.

 

Halbuki bu sonuç düşük hızlar için doğru gibi görünse de hızlar ışık hızına yaklaştığında sonuçlar oldukça yanlış değerler verir. Doğru formülasyon Lorentz dönüşüm denklemleri ile verilmiştir ve

 

                      V1 + V 2

 

V = —————————–   dir.

 

        1+ { ( V1 X V2 ) / C2 }

 

Özel relativite bize evrende ışık hızının sabit olduğunu ve C değerinin hiçbir zaman aşılamayacağını söyler. Yani; bir elma ağacının altında yatmakta olan bir kişi, ışık hızının yarısı hızda hareket eden bir tren içinde, yine ışık hızının yarısı hızda hareket etmekte olan bir sahsı gördüğünde sahsın, elma ağacı altındaki kişiye göre hızı C olamaz. Ancak ışık hızının beşte dördü kadar olur. Yine buradan; ışık hızında giden bir trenden, ışık hızında atılan bir taşın Elma ağacı altında yatan kişiye göre hızı, 2C olamaz yalnız C olur.

 

Yine Elma ağacı altında yadan kişiye dönelim, tabii bu kestane ağacı da olabilir ve bunun teori ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu kişi bir uzay pilotu olsun ve her zaman uçtuğu 100 metre boyundaki uzay gemisinin önünden geçtiğini fakat boyunun 60 metre kadar olduğunu görsün. Böyle bir şey olabilir mi? Yoksa bu yeni yapılan daha küçük başka bir model mi ?

 

Hayır farklı iki koordinat sisteminde iseniz bu olay normaldir. Fitzgerald büzülmesi denen olay işte budur. Siz o uzay gemisini 100 metre boyunda göremezsiniz çünkü hızı ışık hızının beşte dördü kadardır.

 

Burada kullanılacak formül:

 

L = L0 V 1 – {V2/ C2}

 

Buradan görülür ki hız ışık hızına çıktığında roketin boyu yoktur ! Peki bu roket dönüp yavaşlayıp tekrar yere indiğinde ne olur? Birşey olmaz eski tas eski hamam olur roketin boyu yine 100 metredir. Yani esas olan hız arttığında göreli olarak bizim cisimlerin boyunu kısa görmemizdir. Yoksa fiziki olarak böyle birşey yoktur. Kütle denildiğinde bir cismin ihtiva ettiği madde miktarı diye tanımlar, kütle ile ağırlığı da sıkça karıştırız. Bu tanım bir doğru ama yetersiz bir tanım ve pratikte de pek fazla anlam ifade etmiyor.

 

Uzayda bir platform düşünelim. Burada küçük bir uzay gemisi var ve çalışmıyor. Kaptan pilot bey – şuna bir omuz atın da çalıştıralım diyor ve itiyorsunuz, yavaşça haraket ediyor. Fakat şu kenarda duran uzay motosikletini çok daha kolay yerinden hareket ettirip hızlandırabiliyorsunuz.

 

Büyük gemi harekete karşı daha çok direnç gösterdi; çünkü kütlesi büyük. Bir cismin hızlanmaya veya yavaşlamaya gösterdiği direnç o cismin kütlesidir’. Ağırlık ise bir kütleçekim alanında cisme ( bir kütleye ) uygulanan çekim kuvvetidir. Bir kütleyi hızlandırmak üzere bir kuvvet uygulamak gerekir. Değişmeyen bir kuvvetin uygulanması ile cisim sabit bir ivme kazanır, yani belli bir zamanda, zamanın karesi ile orantılı yol kateder ve birim zamanda belli bir miktar hızlanır (a = dv/dt veya dx/ dt2)’dir.

 

Bir kütleyi hızlandırmak için harcanan kuvvet sabit olduğunda, çok uzun bir zaman sonra hızın sonsuza kadar artabileceği bir klasik mekanik kuralıdır. Ama gerçekte bu olabilir mi? Hayır tabii ki olamaz. Relativite bize bunun olamayacağını göstermektedir. Çünkü relativite bize hızın arttırılması durumunda kütlenin de artacağını söyler, yani biz iyice hızlanmış bir cismi, biraz daha hızlandırmak için önceki kadar değil çok daha fazla kuvvet harcarız ve sonunda ışık hızına geldiğimizde sonsuz kütle ve sonsuz kuvvet gerekir, bu da olanaksızdır.

 

Işık hızının 4/5’i kadar hızda bir cismin kütlesi nerede ise iki kez artar, yani biz bu cisme aynı oranda hız kazandırmak için iki misli kuvvet harcarız. Işık hızının % 90’ına gelindiğinde kütle artışı nerede ise 5 mislidir. Bu nedenle relativite bizim evrenimiz için ışık hızının sınır olduğunu söyler.

 

Kütle artışı şu formülle bulunur:

 

 

                        M 0

 

M = —————————-

 

              V 1-{ v2 / c2 }

•Şubat 9, 2007 • Yorum Yapın

SLM ARKADAŞLAR;

Bir site uygulaması yapıyoruz….

Bunun için sizden bu uygulamaya katılmak isteyenin katılmasını rica ediyorum….

bunun için gerekli olanlar;

  1.  Adınız ve Soyadınız
  2. Yaşınız
  3. Doğum Tarihiniz
  4. Sizin Hakkınızda UfakBir Bilgi

Fotofafınız(isteyen kendi fotorafınız olabilir resimde olabilir ),(fakat şarttır fotoraf)

Bu uygulama için yaptığınız gerekli olanlarınızı şu adrese yollayabilirsiniz;

*** wordpress_iskeletor@hotmail.com***

İNSAN’IN ÖYKÜSÜ

•Şubat 9, 2007 • Yorum Yapın

Nasıl insan olduğumuzu bildiğimizi sanıyorduk ama yanılmışız.İnsan evriminin hantal maymundan modern insana doğru ilerlediğini gösteren ve çok bilindik illüstrasyon,yeni nesil bilim adamlarının Dünya’yı çevreleyenve milyonlarca yıl öncesine uzanan gizeme dair ümit veren ipuçları ortaya çıkarmasıyla geçerliliğini yitirebilir.Bu buluşlar çarpıcı bir şekilde insanın,yani bizim öykümüzü yeniden yazıyor.

KÜRESEL İSTİLA

•Şubat 9, 2007 • Yorum Yapın


KUNDUZ

KUNDUZ

Güney amerika kunduzu,kürt satışını hedefleyen girişimciler tarafından pek çok ülke satıldı.Kaçtıklarında nehir kıyılarında ve sertlerde aşırı miktarda otlayarak erozyona neden oluyorlar.Doymak bilmez beslenme ve tünel kazma alışkanlıkları yayıldıkları bölgelerdeki yaşam alanlarını tehdit ediyor.

Tİ LKİ

Bu çok tanıdık  etçil,Avusturalya,Vancouver Adası ve ABD’nin bazı kesimlerine yeni av hayvanı arayışındaki avcılar götürüldü ve  buralarda yerli tilki türleriyle karşılaştı.Kuş ve memeli popülasyonlarında düşüşe neden oldu ; Avusturalya’daki bazı türlerin nesillerinin tükenmesinde rol üstlendi.

tilkice.jpg

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.